1928’de Harf ınkılabı çıkınca Millet Mektepleri açılmaya başladı. Rahmetli dayım Celal, o zaman Maliye tahsildarıydı. Cumhuriyetin eğitim seferberliğine katılmayı kafasına koyan dayım istifa ederek köye çıktı. Ağabeyi Ali muhtardı. “Bana mühürleri ver” dedi. Muhtar da “Ne yapacaksın mühürleri” diye sordu. Köye bir ilkokul yapacağını söyledi.
Dediğini yaptı ve iki ayda köye bir ilkokul yaptırdı. Bugünkü caminin yanında, yakın zamanlara kadar duran bu ilkokul binası, bir koridor, büyük bir dersane, bir de öğretmen odasından oluşuyordu.
Ama okulun çatısı için kiremit yoktu. Bekçiyi yollayarak hane reislerini caminin yanında çağırdı. Onlara dedi ki, “Bu gece saat 3’te çoluk çocuk herkes ip ve sepetinizle burada olacaksınız”. Kadın-erkek, çoluk-çoluk o gece saat 3’te 90 kişi toplandı. Dayım önlerine geçti ve doğru Zenha’ya gittiler. Zenha’daki iki kiliseden birinin çatısındaki kiremitleri toplayıp sepetlerine yüklediler ve tekrar Kusera’ya çıktılar.
Sabahleyin Zenha’nın muhtarı kilisenin kiremitlerinin çalındığını görünce, izlerin kusera’ya doğru gittiğini tespit etti. Hemen Maçka’ya indi. O günkü ‘savcı’ görevini yürüten Mukdemimliğe şikayet dilekçesini verdi. Kusera’ya gelen Jandarma, Muhtar vekili Celal’i mukdemimliğe çağırdı. Dayım çarşıya inince, Mukdemimin yanına girmeden Tapu’ya gidip yaptırdığı okulu kamu adına tescil ettiriyor ve ondan sonra ifade vermeye giriyor.
Kilisenin kiremitlerini çalmakla suçlandığını söyleyen Mukdemim’e, “Yanlış ihbar yapıldı, malümaliniz, harf inkılabı çıktı, onun üzerine köye bir okul yaptırdık, işte tapusu” deyince, mukdemim, “Bravo muhtar”, diyerek takpsizlik kararı verdi.
Eğitim aşkı bu kadarla bitmeyen dayım Celal, oradan çıkıp doğru postaneye koştu. Ankara’ya, Maarif Vekaleti’ne bir telgraf çekerek, “Harf ınkılabı üzerine köye bir ilkokul yaptırdığını, ancak öğretmen olmadığını, kendisinin rüştiye (ortaokul) mezunu olduğunu, okula muallim olarak tayin edilmesini talep ettiğini bildirdi.
Sabahleyin cevap geliyor: “Talebiniz uygun görülmüştür, derhal göreve başlayın.”
Cumhuriyet aydınlanması için köye koşan Celal öğretmen, hemen 8 ile 16 yaş arasındaki 155 talebe topladı. 1950’lerde bile Anadolu’nun birçok yerinde kız çocukları jandarma zoruyla okula gidebiliyorken, Kusera’da 1928 yılında 14 kız talebe ilkokula gidiyordu. Üçü de Celal Öğretmenin kızları Mevlüde, Elife ve Rüveyde idi. Köyde çocuklar o yıl okula başladı. Ben de o zaman okula başlamıştım. Bir yıl sonra ise piyes oynamıştık. O döneme göre bu büyük bir gelişmeydi. Piyeste “Cenge Giderken” şiirini okumuştum ve herkes ağlamıştı. Cela Öğretmen aynı zamanda okula gidemeyen yetişkinler için de gece dersanesi açmıştı. Annem de alfabe diploması almış, insanlarımız eğitim imkanına kavuşmuştu. |