DERELER AKA AKA...
“Habu akan dereler
Denizlere dolacak
Soylesena guzelım
Sonumuz ne olacak”
İçinde ‘dere’ sözcüğü geçen türkü sözleri neden söz ediyor acaba? Elbette sevdalıktan bahsediyor, ona şüphe yok. Ama bir şey daha anlatıyorlar bize. Akan suların etrafındaki hayatı anlatıyorlar. Bizim hayatımızı. Yöremizin olağanüstü tabiat güzellikleri içinde çok özel bir yeri olan derelerin insan hayatıyla olan ilişkisini anlatıyor...
Şapkalıtaş kayasını milyonlarca, binlerce yıl oyarak akan, denizlere, okyanuslara karışan derelerimiz, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatımızda ne kadar yer almış değil mi? Kah dereye, değirmene indik, kah kenarına atımızı bağladık; kah taştan taşa atladık, kah sevdalık ettik, serin sularında yüzdük, şırıltısı derin uykularımızın doğal ninnisi oldu...
Memleketimizdeki her vadide, büyük küçük mutlaka bir dere, bir ırmak, bir akarsu var. Vadilerden çıkar, akarlar, birleşirler ve denize koşarlar. Ama akarken, çevrelerine de hayat verirler. Dumanlı vadilerin, zümrüt rengi yeşil dokunun olmazsa olmazıdır çünkü sular...
Ama derelerimiz hep akmaya devam edecek mi? Bir süredir Doğu Karadeniz’in dereleri, üzerinde Hidroelektrik Santral kurarak enerji ticareti yapmak isteyen şirketlere verildi. Gelen haberlere göre, HES santralları, Boğoç, Paparza, Abagedik, Rafinoz, Sanaya dereleriyle, Kavaksi, Sakunara, Samana ve Üçceviz ırmaklarının sularını alarak Maçka’ya akan Maçka deresine de kurulacak. Sular para kazanma uğruna çekilirken, tabiatın muhtaç olduğu yaşam kaynağı da kuruyacak...
Ölçüsüz ve dengesiz HES kurulması bölgemizin doğal güzelliklerini tahrip edecek. Pek çok yerde HES’lere karşı çıkılarak davalar açılıyor, mahkemelerden iptal kararları çıkıyor... Tabiatsız bir gelecek karşısında sessiz kalmamız düşünülemez.
Evet, belki bugün Şimadiyoz’a yaprağa gitmiyoruz, Sakunara ırmağında Alabalık tutmuyor, Samana’nın değirmenlerinde mısır öğütmüyoruz. Onogol’a oduna, Vadön’a çayır biçmeye gidenlerimiz de çok değil belki...
Ama ya yarın. 50 yıl 100 yıl 500 yıl sonra belki tekrar bunlara ihtiyacımız olacak, kim bilebilir ki? Uzmanlar geleceğin dünyasında gıda sorunu yaşanacağını, savaşların su yüzünden çıkacağını söylüyor... Öyleyse şu çok bilinen atasözüne dikkat çekelim: “Yeryüzüne iyi davran, o babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.”
Tabiatı yok ederek insan hayatını sürdürmek mümkün değil, bilim böyle söylüyor. Çevreyi, doğayı dikkate almayan girişimlerin neye mal olduğunu biliyoruz. Çernobil’i, Fukuşima’daki nükleer felaketleri biliyoruz. Bergama’da ve Kütahya’daki siyanür vakalarını biliyoruz.
Para kazanma hırsıyla tabiatı yok ederek gezegenimizde yaşam mümkün değil. Derelerimizle ilgili sözlere bir Kızılderili atasözüyle şimdilik nokta koyalım, Kızılderili Apachi şefi şöyle demiş:
“Son Irmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”
Derelerimiz sonsuza dek aksın, tabiata ve insana hep hayat versin...
Zeki Kar |