Ana Sayfa Editörden Ziyaretçi Defteri Fotoğraf Galerisi Basında Kusera İletişim
Kültürel Değerler
Ziyaretçi Defteri
 

ESKİ MUHTARLARDAN DURİ AKBULUT
“Yokluk devri unutulmasın; hey gidi günler”

Ormanüstü Köyü sakinlerinden 1934 doğumlu Duri Akbulut, Kusera’nın geçmiş yaşantısına dair çarpıcı öyküler anlatıyor. Yokluğun kol gezdiği 50 yıl öncesinin köy hayatını bugünle karşılaştırıyor...

Dedemin ve babamın anlattıklarından öğrendiğime göre, bundan yaklaşık 150 sene evvel Kusera’da şimdikinden çok farklı bir hayat vardı. ıstanbul’da Padişahın yanında bir tür odacı, kapıcı olan ve ‘Kavas’ diye bilinen kişilerden biri Kusera’ya yerleşmişti. Köyümüzün sınırlarını belirleyen fermanı, Kavasoğlu çizdirerek Padişah’a turalattı. Rahmet olsun.

Kusera isminin nerden geldiğini bilmiyorum. Köye ilk yerleşmeler Kavasoğlu, Nasuflu, Haticeoğlu, Ayşeoğlu, Yunuslu, Halilli, Mustaflı, Çubukçulu gibi kabilelerle oldu. Kabilelerin nereden geldikleri tam olarak bilinmiyor. Fakat bu sülalelerin çoğu, sefer zamanlarında Bağdat tarafından gelmiş.

Geçmişte (Cumhuriyet öncesinde), Kusera’da Türkler Rumlarla birlikte yaşamışlardı. Hayri Abinin evinin altındaki yoldan aşağısı karşıki Sanaya Rumlara, yukarısı da bize aitti. ıyi yerler onlarındı. Ayrı yaşamamıza rağmen, Rumlarla komşuluk yapardık, iyi ilişkilerimiz vardı. Ancak zaman zaman çeşitli anlaşmazlıklar çıkıyordu. Bir keresinde yaylanın altındaki Kavaksi’yi almak isteyen Rumlar, o zaman muhtar olan Nasufoğlu ısmail Ağa’ya baskı yapmışlar. Yanni adındaki Rum, bir torba altını yere vurarak, Kavaksi’yi bu altınlarla almak istedi. Muhtar ısmail Ağa da ona dediki “Yanni senin altının biter, ama benim aklım bitmez, yeri alamazsın”. Kavaksi’yi Rumlara vermedi.

Davulcu Yorgo ile, zurnacı Yanni ise hala hatıralardadır. şimdiki gibi telefon falan yoktu. Karşıda zurnacı Yanni zurna çalınca Yorgo anlardı ki düğüne çağırıyor, o zaman buluşur düğüne çalgı çalmaya giderlerdi.

“Savaşla birlikte Türk-Rum ilişkileri bozuldu”

Aralarında kardeşlik düğünleri yapmaya varana kadar iyi ilişkiler olan Türklerle Rumların arası Birinci Dünya Savaşı’yla bozuldu. Karşılıklı çete mücadeleleri yapıldı. Bizde Çubukçulu bir Küçük Hüseyin vardı. Lakabı Küçük ama büyük eşkiya idi. Bir papazın yakınına zarar verdi. Bunun üzerine, Galyan’ın Santa diye bilinen yerinden 80 kişilik Rum çetesi harekete geçti. Küçük Hüseyin’i Kiremitli’de yakalayıp kestiler. Kavas Mehmet ile Hüseyin Çavuş da Taşoluk’ta bir papazı kesti. Santalı Rum eşkiyalar çok güçlüydü. Hükümet kuvvetleri bile zayf kalıyordu. Ancak savaşın bitmesinin ardından mübadelen sonra eşkiyalık da bitti.

Savaş sırasında, Rus kuvvetleri Bayburt’u alınca bizim asker geri çekilerek Vadön tarafından aşağı indi. Halka köyleri boşaltmalarını ve kaçmalarını söyledi. Bunun üzerine, Kuseralı da malını mülkünü bırakıp Paparza ve Kadırga üzerinden, Tokat, Erbaa, Taşova ve Gümüşhacıköy taraflarına muhacir gitti. Çocuklar ve yaşlılar kaçamadı. Bir kısım çetecilerimiz Rus askerini Karamağara’dan yukarı geçirmediler. Rus işgalinin sürdüğü 2 buçuk sene köy halkı muhacirlikte kaldı. Rus kendi çıktı burdan, kendi içinde bozuldu. Bolşevik ihtilalinden sonra geri çekildi. ışgalin çok büyük sıkıntısı oldu.

Cumhuriyet devrinde 1925’lerde köyde ilkokul yapıldı. Okulu, aynı zamanda ilk öğretmen olan Celal öğretmen yaptı. Hayri Abileri o okuttu. Eskiden öğretmenlere molla denirdi. Cumhuriyet’le birlikte mollalar öğretmen yapıldı. Kiremitli’deki kiliseler yıkılarak taşındı ve bir gecede okul yapıldı.

“Yokluk devirleri unutulmasın”

Maçka develerin geçtiği bir kervan konaklama yeriydi. Üç tane fener vadı. Biri caddenin ortasında ikisi de caddenin girişi ve çıkışında. 50, 100 deve alan büyük hanlar vardı. Trabzon’dan ıran’a mal taşırlardı.

1944 yılında çocuktum, babamla Maçka’ya gittim, Harb zamanı, yokluk vardı. Aç ve yalın ayaktım. Kuponla ekmek alınırdı. Babam parayla ekmek alamadığı için 50 kuruşu yere attı. Paraya hakaret etti diye içeri attılar.

Geçmişle bugün arasında çok fark var. Eskiden çarşı, pazar yoktu. Sığırla geçinmek zorundaydın. Tarladan ne yaparsan onla idare ederdin. Yağ satar, gaz ve tuz alırdık. Süt yoğurt yapardık. Kızlar, bir metre kışın karında değirmene giderdi. Soğuktan ayakları kesilirdi. Evde 6, 7 nüfus bir kaptan yemek yerdi. Sabahları un yemeği yerdik. Gaz, tuz, ekin yok. Gazete, radyo yok. Sadece kahveci Ahmet amcanın (Ahmet Akbulut) radyosu vardı. Hepimiz onun başında toplanırdık. Ama gramofon vardı. ıstanbul’dan gurbetçi Hüseyin Usta getirmişti. On kişi toplanırdık başına. 1955-56 yıllarında televizyonun adı bile yoktu. Bırak elektriği, şişeli lamba bile yoktu. Sonradan lüküs çıktı.

Babam tandır yakardı. Yalınayak sığır gönünden yapılmış çarık giyerdi. Ayağa su girerdi. Sonradan lastik çıktı şimdi gençlere bunu anlatmak zor, ey gidi günler...

“Şimdi köyde herkes emekli”

Köyde bugün tarım da hayvancılık da öldü. Köyün hemen tümü emekli. Geçimini burdan sağlıyor. Eskiden bir tarladan, 50 kot mısır, fasulye ve patates yapar geçinilirdi. Herek’e fasulye yığardık. şimdi yok, üretim bitti. Bir okni sebze yaparsan iyi. Tarlada kar yok artık; bellettik parayla, işlettik parayla, pazardan alsan daha ucuza geliyor. Hayvancılık da aynı, artık zevk için yapılıyor. Hep şehirden alıp yiyoruz. Ha şehirde durdun ha köyde, ama şehirde her şey parayla. Köyde artık sadece yaşlılar kaldı. Kışın biz de çocukların yanına gidiyoruz.

Söyleşi tarihi: Temmuz 2007



Dernekten Haberler

Dernek Tüzüğü

Üyelik Formu

Duyurular
 
 


TRABZON MAÇKA ORMANÜSTÜ KÖYÜ SOSYAL DAYANI?MA VE TURİZM DERNEĞİ
Yeşiltepe Mah. 54/1 Sokak Zeytinburnu/İstanbul Tel: (0212) 415 01 68
Yayın Hakları Saklıdır. Bilgi ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz.